Aşırı hava olaylarının ardından depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu en sık görülmektedir. Bunun yanı sıra bu olaylar; anksiyete, psikolojik stres, madde kullanımı ve intihar düşüncesinin artması ile ilişkilidir. Kasırga ve sele maruz kalanlarda %20-30 oranında depresyon ve/veya travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) görülmüştür. Yangınlar, TSSB, fizyolojik aşırı uyarılma, depresyon ve odaklanmada azalma ile ilişkilidir. Ayrıca sıcak hava dalgalarının sebep olduğu sıcaklık stresi de duygudurum bozuklukları ve kaygı ile bağlantılıdır.
İklim krizi ile en açık ilişkilendirilen kademeli değişiklik, küresel ısınma ve artan ortalama sıcaklıklardır. Sıcak hava dalgalarının ve artan ortalama sıcaklıkların; saldırganlık, fiziksel ve psikolojik yorgunluk ile intihar oranlarında artışla ilişkili olduğu gösterilmiştir.
İklim krizinin dolaylı etkileri arasında ekonomik kayıplar, yerinden edilme ve zorunlu göç, kıt kaynaklar üzerindeki rekabet ve şiddet sayılabilir. Ormansızlaşma, buzulların azalması, nehirlerin kaybolması, çölleşme, su kıtlığı, bulaşıcı hastalıkların artması ve biyokütlenin yok olması; toplumların yaşam alanlarını ve günlük yaşamlarını etkiler, mekânsal ve kültürel özelliklerin kaybına neden olur. Tüm bu değişiklikler ve kayıplar, fiziksel ve ruhsal sağlık üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir.
Uzun ve şiddetli kuraklık dönemleri, maruz kalan toplulukların su ve gıdaya erişimini zorlaştırabilir; yaşam ve geçim kaynaklarının kaybı ile toplulukları yerinden edebilir ve evlerinin, sosyal ağlarının kaybıyla ilişkili ruhsal sorunlara neden olabilir. Çevresel değişikliklerden sonra ekonomik krizler meydana gelebilir ve intihar oranlarında, diğer ruhsal-davranışsal bozukluklarda artış yaşanabilir. İklim krizinin doğrudan ve dolaylı etkileri, aynı zamanda sağlık hizmetlerine erişimi engelleyerek, sosyal destek sistemlerini işlemez hale getirerek mevcut ruhsal hastalıkların alevlenmesine yol açabilir.
ABD’de yapılan bir araştırmada, ortalama sıcaklıklar 30°C’yi aştığında, 25°C ile 30°C arasındaki ortalamalara kıyasla ruh sağlığı sorunlarının %0,5 oranında arttığı saptanmıştır. Aynı çalışmada, beş yıllık ısınmanın her 1°C’lik artışına karşılık ruh sağlığı sorunlarında %2’lik bir artış olduğu bulunmuştur. Başka bir araştırmada, birkaç on yıl boyunca aylık ortalama sıcaklıklarda 1°C’lik bir artışın, Meksika’da intihar oranlarında %2,1’lik ve ABD’de %0,7’lik bir artışla ilişkili olduğu belirlenmiştir.
Küresel ısınmayla birlikte ruh sağlığı sorunlarında da artış gözlenmektedir. Toplam 10 ülkeden 10 bin çocuk ve gencin katıldığı bir çalışmada, tüm ülkelerdeki katılımcılar iklim değişikliği konusunda endişeli bulunmuştur. “Üzgün, endişeli, kızgın, güçsüz, çaresiz ve suçlu” hisleri; katılımcıların yarısından fazlasının ifade ettiği duygular arasındadır. Katılımcıların yarısına yakını ise bu duyguların günlük yaşamlarını olumsuz etkilediğini belirtmiştir.
İklim değişikliği açısından daha riskli yerlerde yaşamaları, halihazırda fiziksel ve ruhsal hastalıklarının bulunması, sağlık hizmetlerine, sosyal hizmetlere, güvenli ve besleyici gıdaya erişimde güçlük, mali kaynak yetersizliği, kültürel-dilsel engeller veya vatandaşlık ile ilgili kısıtlamalar; dezavantajlı grupların iklim değişikliğinden daha fazla etkilenmesine yol açar.
Bu gruplardan biri çocuklardır. Çocuklarda anksiyete, depresyon, TSSB görülebildiği gibi; sinirlilik, korku, içine kapanma, kâbus görme, idrar kaçırma gibi belirtiler de gözlenebilir.
Bir diğer dezavantajlı grup ise psikiyatrik bozukluğu olanlardır. Depresyon, anksiyete bozukluğu, şizofreni, bipolar bozukluk gibi ruhsal hastalıkları olan kişiler; olağandışı hava olayları, afetler ve yüksek sıcaklık gibi iklim değişikliğinin neden olduğu durumlara karşı özellikle savunmasızdır.
Sokakta ya da çok zor koşullarda yaşayan kişiler üzerinde de iklim değişiklikleri daha fazla etkili olur. İklim değişikliklerinin etkili olduğu bir diğer grup ise yaşlı bireylerdir.
Amerikan Psikoloji Derneği (APA), eko-anksiyeteyi “iklim değişikliği ile görülen geri dönülmez etkilerin gözlemlenmesinden kaynaklanan çevresel felaket korkusu ve bununla bağlantılı olarak kişinin kendisi ve gelecek nesillerin geleceği için duyduğu kaygı” olarak tanımlar. Hafif anksiyete vakalarında stres, uyku bozuklukları, sinirlilik gibi semptomlar görülebilir. Daha ciddi vakalarda boğulma hissi, depresyon ve panik ataklara neden olabilir. Bu kişilerin yaşadığı duygular; suçluluk, umutsuzluk, öfke, çaresizlik ve yas olarak tanımlanabilir.
Bu duygulara karşı geliştirilen mekanizmalar şunlardır:
“Her şey yolunda, endişelenecek bir şey yok.”
“Doğa yavaş yavaş yok oluyor ama benim suçum değil ki.”
“Kötüler cezasını çekecek ve biz iyiler yaşamaya devam edeceğiz.”
“Lider diyor ki doğayı yeneceğiz ve dünyayı kurtaracağız, ona sonsuz inanıyorum.”
“Çok geç kaldık, yapacak bir şey yok, mahvolduk.”
Solastalji, insan ve ekosistem sağlığı arasındaki bağlantıları, özellikle iklimsel ve çevresel değişimin insanın zihinsel, duygusal ve ruhsal sağlığı üzerindeki kümülatif etkilerini anlamak için kullanılan nispeten yeni bir kavramdır. İklim değişikliği ile ortaya çıkan biyolojik çeşitlilik kaybı, kirlilik, ormansızlaşma ve diğer çevresel zorluklar nedeniyle kişilerin yakın çevrelerindeki bu değişime verdikleri yanıtı ifade eder. Bu durum, kişinin yer, kimlik ve aidiyet duygularındaki karmaşayı anlatır.
Ekolojik yas, ekolojik değişime doğal bir tepkidir ve hayatımızda neye değer verdiğimizi ifade etmenin bir yolu olarak düşünülebilir. Üç tür ekolojik yas vardır:
Fiziksel kayıpla ilişkili keder (ör. türlerin kaybı)
Çevre bilgisiyle ilgili kafa karışıklığı (ör. mevsimlerin öngörülemezliği) ve kimlik kaybıyla ilişkili yas
Beklenen gelecekteki ekolojik kayıpla ilişkili yas
Eko-suçluluk, insanların kişisel veya toplumsal çevre standartlarını karşılamadıklarını hissettiklerinde veya çevreyi kirleten faaliyetler düşündüklerinde yaşadıkları suçluluk biçimidir.
Ekolojik göç, iklim değişikliği nedeniyle yaşanan ekolojik tahribat, besin kaynaklarının tükenişi, afetler ve yakın gelecekte beklenen riskler nedeniyle kişilerin; yeni kaynaklar bulmak ve daha güvenli bir alanda yaşamak adına göç etmesidir.
İklim değişiklikleri ani olmayan ve hızlı gelişmeyen değişiklikler olduğundan yeterince kaygı uyandırmayabilir ve gözden kaçabilir. Bu nedenle bizi motive edecek, harekete geçirecek düzeyde kaygılanmak gereklidir. Kaygılanmalıyız ki iklim değişikliklerinin yaratacağı kötü sonuçlara yönelik önlemler almak için uğraşabilelim.
Öneriler:
Ruh sağlığı uzmanlarının, iklim değişikliği ve bunun insan sağlığı —özellikle ruh sağlığı— ile ilişkisi hakkında daha iyi bilgi sahibi olması ve bu konuda eğitim alması oldukça önemlidir.
Çevrenin insan sağlığıyla olan ilişkisi ve iklim krizinin sağlık üzerindeki etkilerinin; en savunmasız nüfus gruplarına hizmet edenlere öncelik verilerek, ruh sağlığı uzmanlarının eğitimine ve sürekli eğitimine dahil edilmesi
Kapsamlı yönergeler ve eylem planları oluşturulması
Yalnızca iklim krizine atfedilebilen somut kayıplara değil, aynı zamanda sosyal, doğal ve kültürel çevrenin, benlik algısının ve esenliğin bozulmasına da odaklanılması
Değişikliğin yarattığı duyguları ortak bir söylemle dile getirmek ve güçlü bir ses olmak
Korku veya endişeyi azaltmayı değil, aktif iklim düzeltme çabalarını desteklemek
Tehlikeler konusunda farkındalık yaratmak, kolektif bilinç oluşturmak
Sosyal ağlar üzerinden destekleyici ilişkiler kurarak iklim değişikliklerine dikkat çekmek
Korku ve kaygı karşısında kaçmak ya da donmak yerine topluca mücadele edebilmek
İklim kaygısı uzaklaşılması gereken bir duygu değildir; alınması gereken dersler içerir. Anlamlı eylemler yapılarak olumlu, toplumsal, psikolojik ve ekolojik değişiklikler sağlanabilir.