Proje Çocuk

“Proje çocuk” kavramı son dönemlerde sıkça karşılaştığımız bir kavram. Yeni doğan bebeklerine neredeyse Türkçeden önce İngilizceyi öğrenmesi için Filipinli bakıcı tutan, doğduğu günden itibaren tüm yapacağı aktiviteleri, alacağı eğitimin her aşamasını, hangi mesleği seçeceğini, kısacası tüm yaşamını “en iyi, en mükemmel” şekilde planlamaya çalışan anne-babalar. Çocuğunun göbek bağını onun okumasını istediği üniversitesinin bahçesine gömenler, yatırımlarını bu plan dahilinde düzenleyenler, bu konudaki araştırmalarına doğum süreciyle birlikte başlayanlar…
Bu noktada anne babaların şöyle dediklerini duyar gibiyim; “Çocuğum için en iyisini istemek ve yapmaya çalışmak yanlış bir şey mi, o benim her şeyim”. Elbette çocuklarımız için iyi şeyler istemek çok doğal ve hatta onlar için doğruları seçmek belli bir noktaya ve zamana kadar gerekli. Ancak burada çok önemli bir noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor hayal ettiğimiz şeyler çocuğumuzla ne kadar bağdaşıyor, onun ilgi ve yeteneklerine ne kadar uyumlu.
Proje çocuklar söz konusu olduğunda, ailelerin çocuğun eğilimlerine, becerilerine, mizacına, ilgi alanlarına nerdeyse hiç dikkat etmeksizin ona beklentiler yüklediklerini, hem okulda başarılı olmasını hem de sanat ve spor faaliyetleri açısından yeteneklerini mükemmel bir şekilde geliştirmesi beklediklerini görüyoruz. Bu çocukların yaşamlarının her dilimi onlar daha dünyaya gelmeden planlanmış oluyor. Hangi okula gideceklerini, kimlerle arkadaş olacaklarını, ders ve ders dışı saatlerde yapacakları tüm etkinlikleri, nasıl giyineceklerini, hatta neleri sevip sevmediklerini onlar adına süper anne-babaları belirliyor. Bu çocuklara eğitim, konfor, iyi giyim, oyuncaklar ve her türlü imkân sunuluyor. Çocuklarına karşı görevlerini mükemmel bir şekilde yaptıkları için anne-babalarının içleri de elbette çok rahat oluyor.
Dışarıdan bakılınca hem akademik olarak hem sosyal olarak pek çok olanağa sahip, “istekleri yerine getirilen”, sevilen, el üstünde tutulan çocuklar var ortada.
Ancak bu çocuklar hayatlarını fanusta yaşayan balıklar gibi dış dünyadan habersiz sürdürmekteler aslında ve kendilerini yalnızca ‘süper anne ve babaları’ tarafından onaylanmaya adamış durumdalar. Aynen anne-babaları gibi mutluluğun güzel imkânlara sahip olmakla mümkün olduğuna inanır ve bunun için çaba gösterirler. Ebeveynleri tarafından sevilmelerinin sadece ve sadece başarılarını devam ettirdikleri sürece mümkün olduğunu düşünürler. Fakat bir zaman gelir ki iç dünyalarında kocaman bir boşluk hissetmeye başlarlar. Ya da kendi istedikleri şeylerin başka şeyler olduklarını fark ederler. Bu koşuşturma içinde yetememeye, becerememeye başladıklarını düşünmeye başlayabilirler. Durum, becerememek, yetememek değil de ilgilerini, yeteneklerini, meraklarının bu alanlarla ilgili olmaması olabilir aslında. Ama en başından beri bu koşuya hazırlanan çocuk-genç i bu işin içinden sıyrılıp kendini keşfedebilmekte güçlük yaşayabilir.

Bu tarz yetişen çocuklar başarılı olamazsa ailesinin onu sevmeyeceğini, onaylamayacağını biliyor ve kendini hep başarılı olmak zorunda hissediyor. Küçük bir başarısızlık bile onlara hayatın sonu gibi geliyor. Yaptığı her etkinliğe performans-yarış gözüyle bakıyor ve keyif almakta güçlük yaşıyor.

Ebeveynler nasıl davranırlarsa daha dengeli ve çocukları için daha olumlu ve onları daha mutlu bir geleceğe hazırlayabilirler dersek;

1- Çocuklarınızla ilgili bütün kararları siz almayın, her yaşta çocuğun kendiyle ilgili alabileceği kararlar vardır. Onlara tercihler sunarsanız, seçim yapmayı öğrenirler. Küçük bir çocuk için o gün oynayacağı oyuncağı seçmek, bir ergen için kendini daha yakın hissettiği etkinliği seçmek gibi
2- Çocuklarınız hakkında karar alırken kendi duygularınıza, sağduyunuza, deneyimlerinize yer verirken, onların duygu ve düşüncelerine de başvurun. Çocuklarımızın yaşamı ile ilgili bir konuda onların da söyleyecekleri mutlaka bir şeyler vardır dinlediğimiz sürece. Çocuğunuz için en iyisini yapmak istediğiniz gerçeğinin yanında onun istek ve duygularının da bir önemi olduğunu ona hissettirmek kendini değerli ve onaylanmış algılayabilmesi için çok önemli.
3- Çocuklarımızın ileride güçlü ve dayanıklı olmasını istiyorsak, her karşılaştıkları sorunda hemen onların yerine halletmek yerine onları çözüm üretebilmeleri için teşvik etmek, sorunu onlardan dinledikten sonra gerektiğinde diğer kişilerle konuşmak ve haklı olmadıkları durumlarda, bunu çocuklarımıza anlatmak, haklı oldukları durumlarda kendilerini nasıl savunabileceklerini öğretmek, kendi çözümlerini sormak yapılabileceklerin bazıları…
4- Çocuklarımıza ihtiyaçlarımızdan fazlasını vererek onların doyumsuz olmalarına neden olabiliriz. Her istediklerini almak ya da yapmak onları o an için mutlu ediyor gibi görünse de bu mutluluk çok kısa sürer, hatta bir süre sonra önemsiz hale gelir. İhtiyacının karşılanması ise onlara önemsendikleri, anlaşıldıkları, özel oldukları hissini verir.
5- “Çocuğumla arkadaş gibiyiz” Bu cümle bazı ebeveynler için ilişkileri adına olumlu bir şey yaşandığı duygusu yaratıyor. Çocuklarınızın sizlerle duygularını, düşüncelerini paylaşması, size fikir sormaları çok güzel bir şey, hele hele sır saklamamaları harika. Ancak onların kendilerine sınır koyan, yol gösteren, danışmanlık yapan, zaman zaman deneyimlerinden yararlanabileceği, gerektiği zamanlarda koruyup kollayan, rol model alabileceği, onları koşulsuz seven ancak kuralları da olan, hataları olduğunda onları uyarabilen yetişkinlere gereksinimleri var, zaten okulda ve çevrelerinde arkadaş bulma şansları var. Ama bu özelliklere sahip yetişkin anne-babalardır çoğunlukla.

Bırakalım çocuklarımız çocukluklarını yaşasınlar. Oynasınlar, eğlensinler, çocukluklarına doysunlar. Bu dönem tekrar gelmeyecek. Elbette ki; okul önemli, sosyal etkinlikler, donanımlı olmak önemli. Hele de böylesine rekabetçi bir ortamda yaşanıyorken. Ancak çocukluk hepimiz için yaşam sevincini içinde barındıran bir dönem. O sevinci söndürmeyelim, büyüyemeden kırıp atmayalım
Çocuklarımızın özlerini sevelim, içimizden geldiği gibi olalım, onların içlerinden geldiği gibi olmalarına fırsat tanıyalım.
Çocuklarımızı tanımaya, keşfetmeye çalışalım. Onların dünyayı, yaşamı ve kendilerini keşif yolcuğunda hep onlarının eşlikçisi olalım. Bu yolculukta öğrendiklerimizle çocuğumuzun yolunu aydınlatmaya çalışalım. Bu arada kim bilir arada kendi içimizdeki çocuk ta bize göz kırpar, ona da biraz dışarı çıkma, nefes alma şansı veririz.

Posted in Aile, Annelik, baba, Çocuk, Genel, Genel Bilgiler and tagged , , , , , , .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.